Kals

Directions Website Contact the business

Kals Contact information, map and directions, contact form, opening hours, services, ratings, photos, videos and announcements from Kals, Jewelry/Watches, Güzelyalı Eğitim Mahallesi 807. sok. BURSA/MUDANYA, Bursa.

Gizemli Doğaltaş, Doğal Taş ürünler, doğaltaş ürün tasarımları, kişiye özel doğal taş ürünler, çakra analizi, burç ürünleri, kadın, erkek, çocuklara yönelik ürünler

25/09/2026

İyi olmadığın günlerde doğal taşın kıymeti, seni bir anda başka bir hâle çevirmesinde değil; kendinden uzaklaştığın vakit yeniden kendine dönecek yolu hatırlatmasındadır.

Dağıldığın an, ömrün de seninle birlikte durduğunu sanırsın.

Saat ilerler ama vakit geçmez.
Nefes alırsın ama içine kadar varmaz.
Bir cümle, bir haber, bir kayıp yahut bir kırılma; birkaç saniyenin içine koskoca bir ömür sığdırır.

Başından aşağı kaynar sular dökülmüş gibi…
Yerin çekilmiş gibi…
Bir daha hiçbir şey eskisi gibi olmayacakmış gibi…

O anda yarını düşünmek bile ağır gelir.

Üstelik sana normalde iyi gelen şeylerin hiçbirine elin uzanmaz.
Bir yolculuk, sevdiğin bir yemek, bir dostun sesi, bir yürüyüş…
Bunların sana iyi geleceğini bilirsin; yine de kendine uzanacak kuvveti bulamayabilirsin.

İşte düğüm biraz da burada başlar.

Mesele yalnız üzülmek değildir.
Kendini yeniden hayata çağıracak ilk küçük adımı bulabilmektir.

Bizi kıymetli kılan, hiç düşmemek değil;
düştüğümüzü fark edecek idraki ve yeniden doğrulacak iradeyi kaybetmemektir.

Düşüş dediğimiz şey, her vakit son değildir.
Kimi vakit, eski hâlin artık taşınamadığını haber veren bir eşiktir.

Ne var ki bunu, tam yere düştüğün anda görmek kolay değildir.

Doğal taşın kıymeti de tam burada belirginleşir.

İradeyi elinden alan bir kudret olarak değil…
Sen hiçbir şeye uzanmak istemediğinde bile teninde duran, niyetini sana hatırlatan bir destek olarak.

Kişiye göre seçilmiş bir doğal taşın taşıdığı enerji ve frekansın, zorlandığımız vakitlerde hâlimizi toparlamaya destek olduğuna inanıyorum.

Boynunda duran bir kolye…
Bileğinde taşıdığın bir bileklik…

Sen o gün hiçbir şey yapmak istemesen de oradadır.

Belki yeniden ayağa kalkış da büyük bir kararın içinden değil;
“Buradayım. Nefes alıyorum. Bu da geçecek.”
diyebildiğin küçücük bir anın içinden başlar.

Doğal taşı bu yüzden seviyorum.

Hayatı senin yerine değiştirdiği için değil;
hayattan vazgeçmediğin o en derin yeri sana yeniden hatırlatabildiği için.

Vefayı çoğu vakit kalmakla ölçtük.Bir dostluğu sürdürmek…Verilmiş bir sözün arkasında durmak…Yılların hatırını bir kalem...
25/09/2026

Vefayı çoğu vakit kalmakla ölçtük.

Bir dostluğu sürdürmek…
Verilmiş bir sözün arkasında durmak…
Yılların hatırını bir kalemde silmemek…
Dar günde yüz çevirmemek…

Bunların hepsi kıymetli.

Fakat bir yerde şu suali sormak gerekiyor:

Birine vefalı kalacağım diye, kendime verdiğim hangi sözlerden vazgeçiyorum?

Ne zamandır kendi huzurumu erteliyorum?
Hangi kırgınlığı “hatır” diye içimde tutuyorum?
Hangi kapıda, yalnız geçmişin hakkı var diye bekliyorum?
Hangi yükü bırakınca nankör sayılacağımdan korkuyorum?

Vefa, kıymet bilmekse; kendinin kıymetini bilmek bunun dışında mı kalır?

Bir bağa sahip çıkmak güzeldir.
Fakat o bağ, seni senden eksiltmeye başladığında adı hâlâ vefa mıdır?

Bir sözün arkasında durmak değerlidir.
Fakat yıllar önce verdiğin bir söz, bugün seni inciten bir hâlin içinde tutuyorsa; o söze sadakat mi gösteriyorsun, yoksa geçmişteki kendine mahkûm mu kalıyorsun?

Hatır gözetmek güzeldir.
Fakat hatır uğruna kalbinin sesini susturmak, gönlüne de bir haksızlık değil midir?

Vefa, emanete sadakattir.

Kendin de sana verilmiş bir emanet değil misin?

Belki çizgi tam burada başlıyor:

Birini yarı yolda bırakmamakla,
kendini yolun dışında bırakmak arasındaki yerde.

Vefa seni küçültmemeli.
Hatır seni susturmamalı.
Sadakat, kendi varlığından vazgeçmenin başka adı olmamalı.

Kimi bağlar korunur.
Kimi bağlar ise hakkı teslim edilerek yerinde bırakılır.

İkisini ayırabilmek de gönlün terbiyesidir.

Bugün kendine şu suali bırak:

Ben gerçekten vefalı mıyım,
yoksa gitmem gereken yerde kalmaya alıştım mı?

24/09/2026

Nazar bakıştan doğar; haset niyetten.

Nazar, sende görülen bir güzelliğe, berekete yahut saadete duyulan hayranlığın istemeden göze yüklenmesidir. Haset ise “Niçin onda var?” diye başlar; ondakinin eksilmesini, hatta elinden çıkmasını ister.

İkisi aynı değildir. Nazar hayranlıktan da doğabilir; hasette ise nimetin sahibinden gitmesini isteyen bir niyet vardır.

Yıllardır çalışmalarımda ve karşıma çıkan hayat hikâyelerinde şunu çok gördüm: Nazar ilk geldiği hâliyle kalmıyor.

Dağın başından bırakılan küçük bir kartopunu düşünün. Yolun başında küçüktür; dağılmadan yuvarlandıkça önüne geleni toplar, büyür, ağırlaşır. Eteğe vardığında artık başladığı şey değildir.

Benim çalışma tecrübemde kırk günü aşan yoğun nazar da böyle ağırlaşabiliyor; ilk bakışın bıraktığı iz olmaktan çıkıp sihir ve büyü enerjisine yaklaşan bir ağırlığa dönüşebiliyor.

Turkuazın kadim kıymeti tam burada başka bir mana kazanır.

Turkuazın izi binlerce yıl geriye uzanır. Antik Mısır’da takı ve süslemelerde yer aldı; Pers coğrafyasında kıymet gördü, Çinli ustaların elinde işlendi, Tibet kültüründe koruyucu ve uğurlu kabul edildi. Yüzyıllar sonra Osmanlı korunma, takı ve süsleme sanatında da aynı doğal taşın izine rastlıyoruz.

Avrupa dillerindeki adının “Türk taşı” manasına gelen eski Fransızca ifadeden türemesi de turkuazın asırlar boyunca geçtiği yolların izidir.

Yani turkuaz tek bir kavme, devre yahut kültüre ait değildir; binlerce yıllık insanlık hafızasında kendine yer bulmuş bir doğal taştır.

“Turkuaz kullanılmaz, bedel ödetir” sözüne ise bu tarihî hafızada dayanak bulamıyoruz.

Ben turkuazı nazar için rengi sebebiyle seçmem.

Sahibinin üzerinde olanın eksilmemesi…
Gönül huzurunun gölgelenmemesi…
Bereketinin dışarıdan gelen bakışlarla daralmaması…
Kendi nasibinin kendi yolunda kalması niyetiyle çalışmaya dâhil ederim.

Doğal taş hükmetmez.
Nasip Allah’tandır.

Fakat dua, niyet ve iradenin yanında; doğru seçilmiş doğal taşın da taşıdığı kadim bir man

23/09/2026

“Hiç sordunuz mu bana, ben neler taşıyorum?”

Ben yalnız ip tutmadım.

Adlar geçti içimden…
Doğumlar, niyetler, bekleyişler…
Dile gelenler kadar, söylenmeden kalanlar da parmak uçlarıma değdi.

Doğal taşları seçtim.
İpe aldım.
Düğümleri attım.
Mührü yerine koydum.

Gönülde tutulan niyetin ele geçtiği, ele geçen niyetin emeğe dönüştüğü yer oldum.

Kimi yolculukta sükûnete dokundum,
kiminde cesarete,
kiminde yıllardır üzeri örtülmüş bir yaraya…

Bana emanet edilen hâli bir müddet ben de taşıdım.

Ben el’im.

Bilginin harekete geçtiği,
niyetin görünür olduğu,
sahibine ait olanın tek tek yerini bulduğu yerim.

Fakat bir emanet tamamlandığında, ötekine aynı hâlle uzanmam.

Önce suyla buluşurum.

Su üzerimde kalanı alır.
Görüneni temizler.
Teması, izi, tozu götürür.

Ardından selenit gelir.

Avuç içimde dolaşır…
Parmak uçlarımdan geçer…
Düğümleri atan yerlerde biraz daha bekler.

Onunla temas ettiğimde, taşıdığım izi sahibinde bırakıp yeni niyete hazırlanırım.

Selenit doğal taş geleneğinde arınma, berraklık ve durulukla anılır.
“Meleksi taş” denmesi de o beyaz, ışıklı ve saf görünüşündendir.

Fakat benim için onun manası daha sessizdir.

Bir önceki niyetin bende kalan izini orada bırakırım.

Taşıdığım hikâyeyi sahibine teslim eder,
sıradaki emanete saf bir enerji ile uzanırım.

Çünkü seçen benim.
İpe alan benim.
Düğümü atan benim.
Mühür taşını yerine koyan da benim.

Parmak uçlarım yalnız doğal taşa değmez;
niyetin eyleme geçtiği son kapıdır.

Bu yüzden üzerimde bir öncekinin hâli kalmamalı.

Bir yolculuk diğerine karışmamalı.
Bir isimden kalan iz, başka bir ismin niyetine gölge düşürmemeli.

Selenit avuçlarımda dolaştıkça bana bunu hatırlatır:

“Bırak.
Taşıdığın sahibine vardı.
Şimdi yeniden hazırlan.”

Sonra yeni bir isim gelir.

Yeni bir doğum…
Yeni bir hikâye…
Dile getirilenler…
Satır aralarında bekleyenler…
Sahibinin henüz kendisinde fark etmediği taraflar…

Ve ben yeniden uzanırım doğal taşlara.

Başka bir niyet için.
Başka bir tertip

Yıllar önce bu yola ilk adım attığımda marifeti, daha çok doğal taş bilmekte sanırdım.Daha çok doğal taş tanımak…Daha ço...
23/09/2026

Yıllar önce bu yola ilk adım attığımda marifeti, daha çok doğal taş bilmekte sanırdım.

Daha çok doğal taş tanımak…
Daha çok özellik ezberlemek…
Daha çok seçenek sunabilmek…
Daha şık tasarımlar oluşturmak…

Vakit geçtikçe başka bir ölçü yerleşti.

Bir doğal taşı kullanabiliyor olmak, onu mutlaka kullanmak gerektiği anlamına gelmiyormuş. “Şu hâle şu doğal taş” diye ezberden yürümek de yetmiyormuş.

Panik atak yaşayan birine yalnızca sakinlik verdiği söylenen doğal taşı uzatmak kolaydır. Fakat o hâlin ardında yıllardır taşınan bir korku, unutulamayan bir kırgınlık, henüz yüzleşmeye hazır olunmayan bir hatıra yahut artık görülmesi gereken eski bir mesele olabilir.

Asıl kıymet, doğal taş bilgisini sahibinin hâline göre tartabilmekte.

Ezber bilgi, bir hâlin karşısına bir doğal taş koymayı öğretir; incelik ise gerektiğinde o doğal taşı hiç seçmemeyi bilmektir.

Her doğru seçim eklemekten doğmaz.
Kimi vakit bir doğal taşı kenarda bırakmak, onu kullanmaktan daha isabetlidir.
Bilginin yettiği yerde bile beklemeyi bilmek gerekir.

Ustalık biraz da burada başlar:
Elin yapabildiğiyle, ezberin söylediğiyle, gönlün gerçekten uygun bulduğunu ayırabildiğin yerde…

Kişiye özel çalışmanın kıymeti, çok doğal taş kullanmakta değil; hangisinin neden orada olduğunu bilmekte saklı.

Rengine kapılıp manasını unutursan süs yaparsın.
İlk cümleye tutunup gerisini dinlemezsen hüküm verirsin.
Hesabı yapıp hâli okumazsan yalnız rakam görürsün.

Seçimin, göze en hoş gelenden ziyade sahibinin hâline en uygun olana yönelmesi gerektiğini de zamanla daha iyi anladım. Kişiye özel bir tertipte güzellik ihtiyacın önüne geçtiğinde, mananın eksildiğini gördüm.

Bu ölçü yalnız çalışma masasında kalmadı.

Hayatta da aynı şeyi öğretti bana.

Her söze cevap vermek, her kapıyı zorlamak, her yükü omuza almak, gördüğümüz her yanlışa el uzatmak bizim vazifemiz değil.

Kimi şey yerinde bırakılmak için karşımıza çıkar.
Kimi kapı bizim olmadığı için kapalıdır.
Kimi yük de başından beri bize ait olmadığı için ağırdır.

Yılların öğrettiği en kıymetli ölçülerden biri bu oldu:

Neye el uzatacağını bilmek kadar,
neyi olduğu yerde bırakacağını bilmek de irfandır.

Çalışma masasında da…
Hayatta da…

21/09/2026

Aynı isimle satılan iki doğal taş ürünü arasında birkaç kat fiyat farkı olabilir; çünkü aynı isim altında bambaşka nitelikler bulunabilir.

İlk ayrım taşın ne olduğudur.

Piyasada plastik taklitler vardır.
Doğal taş kırıntılarının preslenip yeniden şekillendirildiği sıkma ürünler vardır.
Bir de gerçek, orijinal doğal taş vardır.

Fakat “orijinal” olması, bütün taşların aynı kalitede olduğu manasına gelmez.

Gerçek doğal taşın kendi içinde de kalite dereceleri bulunur. Ticarette B, BA, A, AA, AAA gibi ifadelerle karşılaşırız; fakat bu dereceler bütün taşlarda aynı cetvelle okunmaz.

Kimi taşta AAA seviyesine ulaşılabilirken, kimi taşta ulaşılabilen en yüksek kalite A, hatta B olabilir. Nadirliği, kırılganlığı, kesime dayanıklılığı ve çıktığı damarın niteliği bunu değiştirir.

Koca bir kayaç düşünün…

O kayaçtaki bütün bölümler aynı değildir. Ana damara, renk ve mineral yoğunluğunun kuvvetli olduğu bölgelere yaklaştıkça taşın niteliği de değişir.

Benim çalışma anlayışımda bu yalnız görüntü meselesi değildir; mineral yapısı, frekansı ve enerjisi bakımından da önemlidir.

Sonra ölçü gelir.

6 mm ile 8 mm arasındaki fark yalnız “iki milimetre” değildir. Taş büyüdükçe ağırlığı artar; bu da maliyeti yükseltir.

Doğal taşlarda ölçü de her zaman cetvel gibi kusursuz çıkmaz; 6 mm diye hazırlanan bir ürün kimi zaman 5 mm’ye, kimi zaman 7 mm’ye yaklaşabilir.

Nadirlik de fiyatı belirler.

Kolay bulunan ve rahat kesilebilen bir taşla; az çıkan, hassas olan, kesim sırasında yüksek fire veren bir taşın maliyeti aynı olmaz.

Bir de taşın bize ulaşana kadar geçtiği yol vardır.

Doğal taşlar döviz üzerinden tedarik edilir. Türkiye’de çıkarılan bazı taşlar dahi burada işlenemediğinden yurtdışına gönderilip işlendikten sonra yeniden ülkeye girebilir.

Kesim, işçilik, nakliye, döviz, gümrük ve vergi de maliyete eklenir.

Bu yüzden “Ametist ametisttir”, “Turkuaz turkuazdır” ya da “Doğal taşın tek fiyatı vardır” demek mümkün değildir.

Adı aynı olabil

İçimizde çözülmesini istediğimiz nice düğümü, elimiz hâlâ eski ipin ucundan tutarken çözmeye çalışıyoruz.Yıllardır kişiy...
20/09/2026

İçimizde çözülmesini istediğimiz nice düğümü, elimiz hâlâ eski ipin ucundan tutarken çözmeye çalışıyoruz.

Yıllardır kişiye özel çalışmalar hazırlarken aynı ayrımı çok kez gördüm.

Taşlar birbiri ardına yerini bulur, düğümler ilk seferde oturur; el başladığı işi sanki yolunu önceden biliyormuş gibi tamamlar.

Kimi çalışmada ise tek bir düğüm uzun uzun bekletir.

İpi değiştirirsin.
Düğümü söker, yeniden atarsın.
En uygun taşı seçersin, ip geçmez.
Tam oldu dersin, çözülür.
Bir yerden sonra başladığın yere dönüp yeniden dizmek gerekir.

Dışarıdan gelen söz, beklenti, nazar, baskı yahut başkasının yükü yolumuza karışmış olabilir. Böyle hâllerde içeride yürümek isteyen taraf hâlâ canlıdır; yol kapanmamıştır, yalnızca üzeri başkasından gelenlerle örtülmüştür.

Fakat düğüm içerideyse mesele daha başkadır.

Doğru olmadığını bildiğimiz hâlde sürdürdüğümüz bir yol…
Bırakırsak ne olacağını bilmediğimiz için tutunduğumuz bir alışkanlık…
Canımızı acıtsa da tanıdık geldiği için vazgeçemediğimiz eski bir hâl…

Değişim tam burada ağırlaşır.

Şifa isteriz.
Huzur isteriz.
Yeni bir başlangıç isteriz.

Ama yenilik yalnız dilekle gelmez.
Eski hâlimizden de bir şey ister:
niyet, gayret, cesaret ve yer açmak.

Bu yüzden kişiye özel doğal taş çalışmasını “tak ve hayatın değişsin” diye görmüyorum.

Doğal taş; seçildiği niyet, taşıdığı mana ve sana göre hazırlanan tertiple yoluna eşlik eder. Dağıldığın yerde toparlanmana, unuttuğun yerde niyetini hatırlamana, kararında sebat etmene destek olabilir.

Fakat kapıyı yine sen açarsın.

Değişmesini istediğin hâli aynı ellerle beslemeye devam ederken, taştan senin yerine mücadele etmesini bekleyemezsin.

Ürünü kullanmayı ertelemek, takmaya niyet edip bir türlü başlayamamak, bakımını sürekli unutmak da kimi zaman içteki direncin başka bir yüzüdür.

Tam orada şu soruyu kendine sormak gerekir:

Gerçekten değişmek mi istiyorum,
yoksa değişmiş olma fikrini mi seviyorum?

⬇️

Bir hüküm, yeterince uzun süre tekrar edildiğinde hakikat sanılabiliyor.“Sen böylesin.”“Sen bunu yapamazsın.”“Sen çok ha...
19/09/2026

Bir hüküm, yeterince uzun süre tekrar edildiğinde hakikat sanılabiliyor.

“Sen böylesin.”
“Sen bunu yapamazsın.”
“Sen çok hassassın.”
“Senin huyun bu.”

Bir vakit sonra o cümleyi ilk kimin söylediğini unutuyoruz.
Fakat hükmünü taşımaya devam ediyoruz.

Kendini tanımak; sana söylenenleri ezberlemek değil,
sana ait olanla üzerine bırakılanı ayırabilmektir.

Bugün kendin hakkında kesin doğru bildiğin üç cümleyi bir yere yaz.

Sonra her birinin karşısına şunu sor:

Bu hükmü ilk kimden duydum?
Bunu kendi tecrübemle mi öğrendim, yoksa çok duyduğum için mi doğru saydım?
Kimse bana bunu söylememiş olsaydı, kendimi yine böyle tarif eder miydim?

Cevap verirken acele etme.

Çünkü kimi sözler yıllarca taşınır;
sahibi olduğumuz için değil,
bize ait olduklarını hiç sorgulamadığımız için.

Mizaç değişmez diye hüküm verilmez.
Hâl değişir, idrak derinleşir, irade kuvvetlenir.

Kendine dair bildiğin her şey hakikat değildir.
Bir kısmı, sana çok uzun zaman anlatılmış bir hikâyedir.

Vakti geldiğinde o hikâyenin hangisini sürdüreceğine,
hangisini artık taşımayacağına sen karar verirsin.

17/09/2026

Kırdığım bir kalbi onarabiliyor muyum?
Geçip giden vaktimi geri alabiliyor muyum?
Söylediğim ağır bir sözü hiç söylenmemiş hâle getirebiliyor muyum?
Sevdiğim insanların ömrüne bir gün daha ekleyebiliyor muyum?

Ekleyemiyorum.

Öyleyse doğal taşın kıymetini de yanlış yerde aramamak gerekir.

Bizim için doğal taş; bir ağrı kesici, ateş düşürücü yahut yaranın üzerine konacak bir pansuman değildir. İnsanın yerine karar vermez, kaderini değiştirmez, nasibini tayin etmez.

Taşın bize hatırlattığı başka bir şey var.

Kainatta milyonlarca yılda teşekkül etmiş küçücük bir parçayı üzerimizde taşırken biraz yavaşlamak…
Neye bu kadar öfkelendiğimizi düşünmek.
Bir söz söylemeden evvel tartmak.
Dünya telaşında neyi haddinden fazla büyüttüğümüzü fark etmek.
Sahip olduklarımızın değil, nasıl bir insan olduğumuzun hesabını tutmak.
Kalabalığın doğru dediğiyle kendi idrakimizin söylediğini birbirinden ayırabilmek.

Belki de en mühimi; yıllardır önümüze konulan, tekrarlandıkça doğru sandığımız nice fikrin arasından sıyrılıp tabii olana yeniden bakabilmek.

Biz doğal taşı biraz da bunun için seviyoruz.

İnsanı kendisinden uzaklaştıracak yeni bir inanış kurmak için değil; insanın kendisine, yaradılışına ve tabiata biraz daha dikkatle bakmasına vesile olsun diye.

Kişiye özel çalışmamızın sebebi de burada başlıyor.

Çünkü aynı hatırlayışa herkesin ihtiyacı yok.
Birinin biraz sükûnete, birinin sebata, birinin cesaretini hatırlamaya, bir başkasının sözünü ölçmeye ihtiyacı olabilir.

Bu yüzden önce taşı değil, insanı anlamaya çalışıyorum.

Sonra onun için bir çalışma hazırlıyorum.

Dünyadaki bütün taşlara sahip olmak değil mesele.
Hangisini, neden taşıdığını bilmek.

16/09/2026

Şelalenin uğultusunda, taşların arasında küçücük bir kurbağayı fark ettim.

Oradaydı…
Ben görmeden evvel de oradaydı.

Onu fark etmem için orada olması yetmemişti; benim de gerçekten bakmam gerekmişti.

Hayat akıp giderken neyi aradığımızı her vakit bilmiyoruz.
Yalnızca içimizde eksik kalan bir yer olduğunu biliyoruz.

O an düşündüm; ömrümüzde gözümüzün önünde durduğu hâlde göremediğimiz ne çok şey var.

Yıllarca adını koyamadığımız bir kırgınlık…
İçimizde olduğu hâlde kullanmaya cesaret edemediğimiz bir kuvvet…
Bize ait sandığımız hâlde başkalarından öğrendiğimiz korkular…
Ve çok eskiden beri özlediğimiz, fakat artık nerede bıraktığımızı bilemediğimiz kendimiz…

Aramak bundan kıymetlidir.
Bulamadığımız için değil; kıymet verdiğimiz şeyi gelişigüzel seçmeye razı olmadığımız için ararız.

Ben de kişiye özel bir çalışmanın başına oturduğumda önce doğal taşlara uzanmıyorum.

Önce sahibini anlamaya çalışıyorum.

Söyledikleri kadar sustuklarını…
Bugün istediği şeyin gerisinde yıllardır taşıdığı hâli…
Nerede yorulduğunu, hangi tarafını yeniden kuvvetlendirmek istediğini…

Sonra doğal taşlar yerini buluyor.

Bir çalışmayı kişiye ait kılan, yan yana dizilmiş güzel doğal taşlar değildir.

Kalabalığın içinden, sahibine ait olanı bulabilmektir.

Kendini aramaktan usanma.

Ömür geçtikçe değişirsin.
Dün sana yeten bugün yetmeyebilir.
Dün sustuğun yerde bugün sözün olabilir.
Dün korktuğun kapının önünden bugün başın dik geçebilirsin.

Geçmiş, nereden geldiğini söyler.
Fakat nereye varacağını hâlâ bugünkü iraden belirler.

Göz aradıkça seçmeyi öğrenir.
Gönül de vakti gelince kendine ait olanı tanır.

Address

Güzelyalı Eğitim Mahallesi 807. Sok. BURSA/MUDANYA
Bursa
16940

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Kals posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Business

Send a message to Kals:

Shortcuts

Share